24 Mayıs 2011 Salı

Çok fazla basketbol izledim bu aralar


Chicago Bulls antreman salonunda bençte oturuyorum. "Ne işim var burda?" diye düşünürken, Bulls'un yazın Türkiye'ye geldiğini ve bizim yazlığın basketbol sahasında öylesine bir maç yaptığımızı hatırlıyorum. Attığım her şutu sokmuşum. Bu arada Derrick Rose geliyor sağdan, "hoşgeldin" deyip eliyle dizime vurup sahaya yöneliyor. Ardından bakarken düşünüyorum: Bunlar beni spot up shooter olarak düşünüp getirdiler herhalde. Uzun boylu ve atletik olmayan bir beyazdan ne bekliyor olabilirler? Fakat benim şutum bazen seriye bağlıyor da, her zaman istikrarlı değil ki. İki antreman sonra maç göremeden sepetler bunlar beni. Ayrıca ben 38 yaşındayım, bunların aklı nerde? Ha! Genç gösteriyorum ya, ondan yanılmış olmalılar... Ama lisans çıkartılırken her şey ortaya çıkacak. Tüh.


Ayağa kalkıp Derrick Rose'un yanına doğru gidiyorum. Ben bir 3-4 santim daha uzunum (oysa bi 10 santim daha kısa olmam lazım). "İyi" diyorum. "Durum düşündüğüm kadar vahim değil." Buradayken tadını çıkarmalı...


18 Temmuz 2010 Pazar

The world is mine


believe in believing

25 Haziran 2009 Perşembe

18 Haziran 2009 Perşembe

Pembe



Lima, A.

16 Haziran 2009 Salı

Sarı



Geçen sene eylül ayında, hiç bir zihin hareketliliği yaratmayan işimin gereği masamda otururken, oyalanmak amaçlı bir blog oluşturma fikri geldi aklıma. Gittim bu ismi kapattım, ama pek ne yazacağımı bilemedim.

Sonra, çok daha sonra bu ayın başlarında birşeyler karalamaya başladım. Şu ana kadar pek futbol bloğu ya da spor bloğu gibi gelişmiyor; daha çok kafama estiği gibi, aklımdan, içimden, hayatımdan geçenleri paylaşıyorum. Hiç bir yerden reklamını yapmadığıma göre de sadece kendimle paylaşıyorum, ama dikizlemek serbest.

Lakin bloğun isminde, arka planında, temasında Fenerbahçe Spor Kulübü'nün çok büyük ağırlığı var. Neticede o da benim aklımdan, içimden, hayatımdan geçen, beni tanımlayan öğelerden bir tanesi. Kendimdeki bir çok şeyi kafamdaki Fenerbahçe şahsiyetine atfediyorum, Fenerbahçe'nin özelliklerinden kendime anlamlar çıkarıyorum.

Fenerbahçe'nin kurucuları kurdukları kulübün adını oturdukları semtten, amblemlerini Fenerbahçe burnundaki ışık saçan fenerden, ilk renklerini de baharda açan papatyalardan almışlardı. Taraftarları da Cihat Arman'ı sarı kaleci kazağıyla sahada görünce ona "sarı panter" demediler, Sarı Kanarya Cihat dediler. Aslandan, kartaldan, timsahtan çok farklı bir konsept bu. Fenerbahçelilerin takımlarına karşı daha farklı bir sevgisi var sanki.

Soldaki manzara resmini tıkladığınızda gelen ve bloğun karşılama metni olan şiir, 2000 yılında Fenerbahçe için herşeyin uzun yıllardır kötü gittiği ve aksi gibi ezeli rakibin zirve yaptığı bir dönemde, bir Fenerbahçe taraftar forumuna asılmıştı. Oradaki katılımcılardan birinin kız arkadaşının pek de Fenerbahçe'yi düşünerek yazmadığı mısralar bunlar... Ama o dönemdeki ruh halinden çıkmaya çalışırken, sarı-lacivertin lacivertiyle umudu özdeşleştiren bu dizelerden daha güzel bir Fenerbahçe şiiri de olamazdı. Lacivert, bir yerlerde ışık olduğunun habercisidir. O ışık da sarıdır işte; kaynağı da muhtemelen bir deniz feneridir.

14 Haziran 2009 Pazar

Kids are running around naked... (+16)


Fun... Nice... Life... Youths... Beautiful... I'm all for it.